Halen hayatta olan Amerikalı yazar Paul Auster, ödüllü ve popüler. Ay
Sarayı, New York Üçlemesi ve Yükseklik Korkusu yazarın en bilinen ve muhtemelen
adını duyduğunuz kitaplarından. Yazarın onca kitabının arasında bunların adını
bu denli çok duyduysak, üzerine konuşulacak çok şey vardır "Vertigo"
da.
Çocukken uçmayı hayal
etmeyen yoktur. Şöyle boşlukta süzülebilirdik. Belki bulutlara ulaşıncaya kadar
yükselip küçük bir dalış yapardık aşağı doğru. Büyüyünce ayaklarımız yere bastı
ama kitaplar bizi başka dünyalara sokabilir, hatta belki uçurabilir.
"Bu benim evdekilere
armağanım olacaktı. Ayağa kalkacak ve gözlerinin önünde havaya yükselecektim,
sonunda gizimi bütün dünya öğrenecekti."
Okurken "İnsan
gerçekten uçabilir mi?" şeklinde bir şüpheye kapılabilirsiniz. Dünya'nın
öbür ucundaki bir insan sizi kalemiyle böyle bir şeye inandırabilir. Paul
Auster' ın yaptığı da sadece bu. Hikaye biraz daha uzamış olsa
"neredeyse" uçmaya inanacak hale getiriyor sizi. İnandırırken
aklınızın bir köşesine de yerleştiriyor; gerçek olsa bile o kadar da kolay
değil.
" Eskiden olduğu
kadar dayanıklı da değiliz, belki bu yüzden daha yaşanası bir yerdir dünya,
bilmiyorum işte. Bildiğim bir şey varsa o da karşılığını vermeden bir şey
alamayacağınızdır, istediğiniz şey ne kadar büyükse karşılığında ödemeniz
gereken bedel de o kadar büyük olur."
"O dakikadan
başlayarak, yaşadığınız her şey yerin altında geçirmiş olduğunuz saatlerle
ilintilidir. Hayatta kalabilmek için verdiğiniz savaşımı kazanmış olsanız da
bunun dışında neredeyse her şeyi yitirmişsinizdir, kafanızın içine -azıcık da
olsa- delilik tohumları ekilmiştir."
Yazarın sözcüklerine
kaptırırsanız kendinizi, o çocuğun gerçekten uçtuğuna çok geçmeden ikna
olabilirsiniz. Tam siz de onunla birlikte uçmaya başlamışken kitabın ortalarında
yazarın da ayakları yere basıyor ve hikaye birden bire sıradan bir hale
bürünüyor. Sanki yazar en sevdiği bölümü anlatıp bitirmiş, söyleyeceklerini
söylemiş ve artık sıkıldığı hikayeyi çabuk çabuk anlatıyor. Küçük Walter birden
büyüyor, binbir türlü yaşamdan geçiyor ve hikaye öylece bitiveriyor. Sadece bir
kaç sayfalığına yakalayabileceğiniz olgun bir kişiliğe bürünüyor.
"Yusef'i izlerken,
Usta'nın bende ne gördüğünü anlıyorum şimdi; bana yeteneğin var derken ne demek
istediğini. Bu çocukta da yetenek var. Cesaretimi toplayıp annesiyle
konuşabilseydim, hiç durmaz kanatlarımın altına alırdım çocuğu."
Walter'ı peşine takıp bugünlere getiren Usta' yla bir kişiliğe bürünüyor
kitaptaki bilgece hava. Kitap boyunca arada bir başımızı kaldırıp dünyaya bir
bakış atıyorsak Usta'nın Walter'a kattıkları sayesinde.
Bu aşamaya kadar kitap
ilginizi çektiyse eğer, son olarak uçan adamın sözlerine kulak verin:
"... İşte böyle
yapılır bu iş.Bedeninizin içindeki boşluk, sizi çevreleyen havadan daha hafif
olur. Yavaş yavaş sıfırdan da aza iner ağırlığınız. Gözlerinizi kaparsanız,
kollarınızı iki yana açarsanız, buharlaşırsınız. Ve sonra, ağır ağır, yerden
yükselirsiniz. İşte böyle."
Paul Auster'ı daha
yakından tanımak ve takip etmek için, yazarın kişisel bloguna ise buradan
ulaşabilirsiniz:

0 yorum:
Yorum Gönder